Okul? O ne ki?
Heyecanım yok, yarın okul denen bir şeye gideceğim.. Nedir ki o.. Annem, "okuma yazma öğreneceksin" dedi, okula başlamadan okumayı söken ben, bildiğim şeyi neden öğrenmeye gideyim diye düşündüm çocuk aklımla..
Sabahın erken saatinde anne zoruyla kaldırılıp "yazdan çıkıp kışa merhaba ayı" olan eylül'ün tatlı soğuğuyla bir yandan titreyip diğer yandan annemin ekmeğime sürdüğü peynirli ve reçelli ekmeği yerken daha okula gitmek ne demek olduğunu bilmeyen bana "ye hadi çalışkan oğlum" diyen anneyi kınamak seneler sonra gelen bir sitem olsun..
Okul ne demek bilmiyordum ama önlük denilen şeyi sevmiştim. Aynı resimli kitaplarda olan çocuklara benzemiştim..
Ağlamasanıza ulan
Sınıf.. buram buram vernik kokan masalarla dolu bir oda.. O yaşa kadar masada sadece yemek yemeği bilen ben, şaşkınlıkla annenin gözüne kestirdiği bir sıraya oturtmasıyla birlikte boş bakışlarla etrafımı izledim. Herkes ağlıyor.. Niye ağlıyorsunuz ulan.. Annenin evde işi var.. Gözyaşınla mı yıkayacak bulaşıkları..
Ne diyorduk?
Ufak bir girizgâhtan sonra asıl meselemize dönelim; Anne niye zorluyorsun?
Elden tutularak okula evladını bırakan anne ile başlayan ve senelerce sürecek olan öğrenci çocuk-anne savaşı..
Eğitim hayatına başlayana kadar boş boş oturan ve her şeyi oyun olarak algılayan küçük velet, bocalamaya başlar.. ve annenin sürekli "hadi oğlum oyna arkadaşlarınla" cümlesinin yerini "oğlum hadi ders çalış" cümlesi alır..
Bendeniz gibi okul hayatına uyum sağlayamamış zihniyetler hala oyun oynadığını sanarak 5. sınıfın sonuna kadar gelir.. Dandik bir eğitim sisteminden dolayı kimsenin ona ders çalışmayı öğretememesi de cabası tabi..
Çocuklar annenize söyleyin cumartesi günü toplantı var
Hasssiktir! Kaçış da yok.. Anneye söylesem ayrı bir dert söylemesem öğretmen evi arayıp "niye gelmediniz" diyecek o daha bir ayrı dert..
Anne, naber? Şey.. Cumartesi günü toplantı varmış ama çok önemli bir şey değil, para isteyecekler büyük ihtimal gitme istersen..
"Ne dediler?"
Sabah 10'da olan toplantıya anne uğurlandıktan sonra eve gelene kadar edilen tüm dualar, "olmayacak duaya amin deme" tezini kanıtlıyor adeta.. Pencerede beklenen sevgili velimiz, apartmanın önünde belirip çehresi görülünce her şey anlaşılıyor.. Buna rağmen "ne dediler?" sorusu bütün pişkinlik ve bir umutla sorulur.. 8 senelik ilköğretim hayatım boyunca annemin gittiği onlarca veli toplantı sonrası ve benim her toplantı sonrası sorduğum o yüzsüz "ne dediler?" sorusunun değişmez yanıtı, "Berbat berbat!"..
Anne yanında yavşayan öğretmen
İstisnai ve spontane bir şekilde okula gelen anne, hocayı da görmek ister.. Dersteyken adeta ağza ölük ölük sıçan, dayak manyağı eden ve her 2 lafında biri "aptall!" olan Hoca, anne yanında yanaktan bir makas alıp aynı anda "ayy, yakışıklım benim" demesi.. Geberin!
Hocayı, veli yanındayken gördüğünüz sırıtık yüz hali, Öğrencinin dehşete kapılmasına neden olurken aynı anda sabri sarıoğlu görmüş ibrahim üzülmez gibi şaşkınlıkla ağzını ayaklarına düşürür.. Bkz: :O
Kapitalizm! Göster kendini!!
Öğretmenin o sırıtık haliyle birlikte sevgili velimize söyleyeceği ilk cümle, "Çocuğunuz akıllı ama derslere vermiyor kendini, ders çalışmıyor" sonra öğrenci-veli arasına kapitalizm nasıl girer onu da, "isterseniz mehmet oğluma ders vereyim hafta sonları?" cümlesinden kolaylıkla anlayabiliyoruz..
Eğitim sistemimimizi "key words"ler halinde açıklayacak olursak, 'tembel öğrenci', 'gözünde dolar işareti beliren öğretmen', 'dayak', 'fecaat getiren toplantı', 'göstermelik müfredat' olarak sıralayabiliriz.. Ey Cem Yılmaz, sorarım sana, Eğitim Şart mı?
neden burada like isareti yok :)) ben cok begendım:)
YanıtlaSil